Gökyüzündeki Bahçe “High Line”

Gökyüzündeki Bahçe “High Line”

Büyük şehirlerdeki parklar genellikle bir kaçış noktası, beton ve demir yığınları arasında yeşil birer sığınak olarak düşünülür. Ama her zaman değil. Manhattan’ın aşağı batı bölgesindeki Chelsea semtinde bulunan High Line’a yaklaştığınızda dikkatinizi çeken ilk şey, bu parkın yapıldığı malzeme oluyor. Bir zamanlar yük vagonlarının fabrika ve depolara ulaşmasına olanak veren yükseltilmiş bir ray sistemini ayakta tutan ve en azından uzaktan bakıldığında bir şehir vahasından çok, bir harabeye benzeyen sert, ağır, siyah çelik bir yapı…

Yakın zamana kadar High Line bir şehir kalıntısından başka bir şey değildi. Çevrede yaşayanların birçoğu gibi, 1990′ların büyük bölümünde New York belediye başkanı olarak görev yapan Rudolph Giuliani de bu yapıyı yerle bir etmek için sabırsızlanıyordu. Chelsea’nin, galerileri, restoranları ve loft yaşam tarzıyla bir “soylulaştırma” sürecinden geçtiğinin farkında olan Giuliani yönetimi, High Line’ın ayakta kalan bölümünün çirkin bir yük olduğunu düşünüyordu. (Daha güneydeki kısmı yıllar önce yıkılmıştı ve ayakta kalan bu bölümü de Gansevoort Caddesi’nden 34. Cadde’ye kadar iki kilometre boyunca uzanıyordu.)

Belediye, şehrin başka bir yüzüne ait bu kalıntıların, semtin gerçek potansiyeline ulaşabilmesi için ortadan kaldırılması gerektiği görüşündeydi. Kamu görevlileri hiç bu kadar yanılmamıştı. Giuliani yönetiminin High Line’ı yıkma girişiminde bulunmasından yaklaşık on yıl sonra burası, New York’un, hatta belki de tüm ülkenin en yenilikçi kamusal alanlarından birine dönüştü. Bir zamanlar terk edilmiş tren yolunu ayakta tutan siyah çelik kolonlar, şimdi üzerinde hem yürüyüş yolu, hem şehir meydanı, hem de botanik bahçesi olan yükseltilmiş bir parkı taşıyor. Gansevoort Caddesi’nden başlayarak Batı 20. Cadde’ye uzanan ve bu arada 10. Bulvarı kesen güneydeki üçte birlik bu bölüm 2009 yazında açıldı. Parkı 30. Cadde’ye kadar on blok, yani yaklaşık bir kilometre daha uzatacak olan ikinci bölüm bu baharda açılacak. Projeyi destekleyenler, gelecekte parkın High Line’ın geri kalan bölümünü de içine alacağını umuyorlar.

High Line’da yürümek New York’taki başka hiçbir deneyime benzemiyor. Yolun yaklaşık sekiz metre üzerinde süzülüyor, caddedeki keşmekeşle bağlantınızı korurken, bir yandan da ondan çok uzaklarda olabiliyorsunuz. Burada, özenle bakılan yeşilliklerin arasında oturup güneşin ve Hudson Nehri manzarasının tadını çıkarabilir ya da eski binalarla dikkat çekici yeni yapılar arasında uzanan hat üzerinden yürüyebilirsiniz. High Line’da onlarca kez yürüdüm. Her defasında diğer caddeler, kaldırımlar ya da parklardan farklı konumuyla beni şaşırtmayı ve mutlu etmeyi başardı. High Line hakkındaki en dikkat çekici özelliklerden biri de trafik ışıkları olmadan on blokluk mesafeyi çabucak bitirmeniz. New York iyi şeylerin nadiren kolayca gerçekleştiği bir şehir. Burada iyi tasarımlardan çoğunlukla ödün verilir, tabii eğer hayata geçirilirlerse…

High Line umut verici bir istisna. Harika bir fikrin sadece uygulanmakla kalmayıp herkesin hayal ettiğinden çok daha başarılı bir şekilde sonuçlandığı, eşine az rastlanır bir örnek. New York’u bir kenara bırakın, başka herhangi bir şehirde bile, kamusal bir alan için bu derece sofistike bir konseptin, tasarım aşamasını, siyasi aşamaları ve inşa aşamasını eksiksiz tamamlamasına pek sık rastlanmıyor. Kazanan projeyi hazırlamak için güçlerini birleştiren Field Operations’tan peyzaj mimarı James Corner ve mimarlık firması Diller Scofidio + Renfro, düzenlenen yarışmada Zaha Hadid, Steven Holl ve peyzaj mimarı Michael Van Valkenburgh gibi önemli isimlerle karşı karşıya geldi. Planları, High Line’ın kaba yapısını zarafetle dengeliyor. Corner, “High Line’ın ruhunu korumak ama aynı zamanda bazı farklılıklar da yaratmak istedik” diyor. Tasarım, parkın zemininden yükselen şık ahşap banklara yer vermesinin yanı sıra, orijinal tren yolunun çoğunu koruyarak, onu yaya yolu ve peyzajın parçası haline getiriyor. Hollandalı peyzaj mimarı Piet Oudolf’la çalışan Corner, High Line’ın terk edildiği uzun dönem içinde üzerinde hızla büyüyen yabani çiçek ve otları hatırlatan uzun çimenlerin ve sazların çoğunlukta olduğu geniş bir bitki yelpazesi önermiş. High Line’ın kullanılmadığı 25 yıllık sürenin başlarında, Peter Obletz adlı takıntılı bir trenyolu meraklısı, bu demiryolu köprüsünü yeniden hizmete açmak amacıyla Conrail’den 10 dolara satın almış. Obletz’in mülkiyet hakkı, sonunda mağlup ayrıldığı beş yıllık bir hukuk savaşı yüzünden askıya alınmış. 1996 yılında yaşamını yitiren Obletz bir anlamda High Line’ı koruma çabalarının manevi babası. Aynı şekilde fotoğrafçı Joel Sternfeld de öyle. Metruk halde durduğu yıllar boyunca, High Line’ın endüstriyel şehir manzarasının içinden yeşil bir yılan gibi kıvrıldığı çarpıcı fotoğraflarını çekmiş Sternfeld. Çok sayıda çoğaltılan bu fotoğraflar, demiryolu köprüsünün kamusal bir alan olarak korunması için destek sağlanmasında önemli bir rol oynadı. Sternfeld böylece bu hantal endüstriyel yapının gerçekten de bir parka benzeyebileceğini göstermiş oldu.

Kaynak: National Geographic Türkiye
Yazan: Paul Goldberger

Sizde Fikirlerinizi Paylaşın

E-Posta adresin asla başkalarıyla paylaşılmaz. Yıldızlı alanlar zorunludur *