Doğa ve Şehir Birlikteliği Gökyüzüne Yükseliyor

Dikey Orman ve Dikey Tarla Sistemleri

Doğayla şehri entegre etmenin yeni yolu, doğal alanları gökyüzüne yükseltmekte bulundu. Bu entegrasyon bazen bir orman, bazen de bir tarla şeklinde karşımıza çıkıyor.

Dikey orman ve dikey tarla sistemlerinde, sadece minik bir bahçe ya da yeşil cepheler kullanmaktansa, bütün bir katta ekosistemler yaratılıyor. Kat sayısının en az yüzde 50’si yeşil alanlara ayrılırken, geri kalanı ise ofis ya da konut şeklinde değerlendiriliyor.

Konseptler özellikle Uzakdoğu’da yaygınlaşmaya başlasa da, yiyecek ve orman sıkıntısının yaşadığı Afrika gibi yerlerde daha yararlı olabilir. Dikine olan tarlalar sayesinde seller ya da böcek baskınları gibi konularda endişelenmeye gerek kalmıyor. Ayrıca yiyecekler şehrin içinde yetiştiğinden taşıma maliyetleri olmuyor ve bu da yiyeceklerin fiyatlarına yansıyor.

Urban Forest

MAD Mimarlık, dağlık Çin coğrafyasından ilham alarak, dağ gibi yükselen bir bina tasarlamış. 70’ten fazla kat olması planlanan binada dikey orman konsepti kullanılarak, şehre daha fazla ve yoğun doğal yaşam sağlanmak istenmiş. Çin’in güneyindeki Chongqing şehrine inşa edilen binanın yüksekliği 385 metre. Bazı katlarda sadece ormanımsı bahçeler yer alırken, bazılarında ise ticari birimler, ofisler ve otel birimleri bulunuyor. Binanın merkezinde silindir bir yapı bulunuyor ve tüm katlar, mekanik sistemler ve asansörler buradan destekleniyor. Yeşil bahçelerin olduğu alanlarda, farklı genişliklerde tüm katı çevreleyen balkonlar bulunuyor. Yine bahçelerin olduğu katlarda havuzlar, ağaçlar ve avlular bulunuyor. Her kat boyunca camlar bulunduğundan, katlardan bütün şehir izlenebiliyor. 7.700 metrekarelik bir alanda yükselen binanın inşaat alan 216 bin metrekareyi buluyor. 2009’da henüz konsept tasarımı bitirilen binanın inşaatı sürüyor.

Logistic City

Çin’in Shenzen şehrine inşa edilen binada ticari alanlar ve rezidanslar yer alıyor. Julien de Smedt Mimarlık’ın tasarladığı kule, kendi ürettiği kadar enerjiyi kullanıyor. Uzunluğu 1111 metre olan binanın içinde rüzgar türbinleri, dışında ise güneş enerjisinden yararlanabilmek için fotovoltaikler bulunuyor. Binanın en tepesinde yağmur suyunu arıtmak için bir yer var. Bahçeleri canlı ve yeşil tutabilmek için yağmur suyundan yararlanılıyor. İçinde bütün bir şehri barındırabilecek kapasiteye sahip bina, dikey bir orman olarak tasarlanmış. Bütün bir kat boyunca yeşil alanların bulunduğu binanın büyük bir bölümü sadece yeşil alanlar için ayrılmış. Binanın içinde roller-coaster benzeri tramvay sistemleri de bulunuyor. Ayrıca rüzgar enerjisinden düzgün şekilde yararlanabilmek, doğal ışık alabilmek ve havalandırma sağlayabilmek için tamamen açık alanları da bulunuyor. 5 milyon 100 bin metrekare inşaat alanı olan binanın inşaatı devam ediyor.

Perfumed Jungle

Hong Kong çok gelişmiş bir şehir olsa da havası müthiş kirli. Üstelik kilometrekareye 30 bin kişi düşecek kadar da kalabalık bir şehir. Bu iki soruna çözüm olması planlanan “Perfumed Jungle” (Parfümlü orman) tasarımı, Vincent Callebaut, Arnaud Martinez, and Maguy Delrieu’dan oluşan bir ekibin çalışması. Güney Çin Denizi’ndeki, Central Waterfront bölgesinde yapılması önerilen binaların bazıları karada, bazıları ise denizde yükselecek. Denizin ya da karanın altından onları gövde gibi birbirine bağlayan yapılardan dallar gibi yükselecekler. Kulelerin iç kısımlarında evler, dışa yakın kısımlarında ise bürokratik hizmet merkezleri olacak. Sadece manzaraya değil, fotosentenz yoluyla karbondioksit oranının düşmesine de katkıda bulunacaklar. Ancak bunların hepsi henüz öneri aşamasında. İnşaatına bile başlanmış değil.

Okyanusta dikey tarla

Avustralyalı Ruwan Fernando’nun tasarımı olan dikey tarla, 2010 yılındaki eVolo Gökdelen Yarışması’nda da yarışmıştı. 5 tane “U” şeklindeki eklemeden oluşan binayı özel kılan yönü, toprakta değil okyanusta yükselmesi. Tasarımın suda olmasının sebebini, tasarımcı Fernando şöyle açıklıyor: “Adet olduğu üzere iç kısımlardaki yeşil alanları istimlak etmek yerine, yerleşmeye müsait olmayan dış kısımlara, yani gezegenin kalan yüzde 70’lik kısmına yönelmemiz gerekiyor.”
Okyanusun sığ bir kısmında, kıyıya yakın olması planlanan tarlaya, bu sayede işçilerin gidip gelmesi de kolaylaşıyor. Katların şekilleri ve aralarındaki mesafe sayesinde, maksimum düzeyde doğal ışık alınıyor ve enerji ihtiyacı baya azalıyor. Suda olması sayesinde de rüzgardan ve dalgadan enerji elde etmek kolaylaşıyor. Ayrıca deniz suyu tuzdan arındırılarak içme suyu olarak kullanılırken, bitkiler için gerekli mineraller de deniz suyundan elde edilebiliyor. Şu anki teknolojiyle böyle bir tasarımı gerçekleştirmek biraz zor gibi görünse de, dikey tarlalar için okyanus ve denizleri kullanma fikri önemli bir adım olabilir.

Şehir içinde tarla binası

eVolo 2010 Gökdelen Yarışması’nda yarışan bir başka tasarım, Michaela Dejdarova ve Michal Votruba’ya ait. Çek Cumhuriyeti’nin Prag kenti için önerilen bina, pek çok tetradron şekilden oluşuyor. Bunlar bir araya gelerek dış iskelet oluşturuyor, dış iskelet ise üzerinde tarım yapılan yüzlerce yeşil terasa sahip. Bina hareket edebilen ve üzerinde yetişen bitkilerin değiştirilebildiği birimlerden oluşuyor. Böylece her aşamada, ihtiyaca göre farklı üretimler yapılabiliyor. Binanın modüler yapısı sayesinde, birimler birbirinden ayrılarak başka yerlere taşınabiliyor. Bununla beraber kendi ihtiyaçlarına da yetebilen bir bina; yağmur suyunu toplayıp ekinlerde kullanıyor, güneş enerjisi panelleri sayesinde de tarlanın ihtiyaç duyduğu enerji sağlanabiliyor. Bu proje de henüz öneri aşamasında.

Kaynak: Hürriyet

Konuyu Paylaş! Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş