Beton: Malzeme Mi İdeoloji Mi?

saptamalar_nisan2010

Beton bir 19. yüzyıl icadıdır. Ancak gerçek potansiyelini ve imkanını 20. yüzyılda modern mimarlık ile bulmuştur…

Demir ile beraber kullanımı ile betonarme yapım sistemi, inşaat sektöründe hızla yaygınlaşmış ve bütün dünyaya yayılmıştır. Bugün en ucuz, kolay ve yaygın malzeme olarak görülmektedir. Ama bu ne kadar doğrudur? Ya da sadece bir malzeme olmaktan öte bir anlamı var mıdır? Bu ay bu konuyu tartışmak ve bu konuda yeni sorular sormak istiyorum.

Kuşkusuz beton ve betonarme bir malzeme ve yapım sistemi olarak yüzyılın başında pek çok imkan barındırmaktaydı. Üretiminden, inşai sürecine; yeni bir estetiğe imkan vermesinden diğer olanaklarına yeniydi. Ancak bir malzemenin sadece bu özellikleri ile bu kadar hızla yükselmesinin, yaygınlaşmasının ve bildiğimiz dünyanın neredeyse tek malzemesi haline gelmesinin başka bir açıklaması olmalı.

Modern mimarlığın vizyonunda yeni bir dünyanın koşulları, normları, ilişkileri içinde yeni bir yaşam kurmak vardı. Burada anahtar kelime “yeni”. Yeni olan her şey, eskimiş, geçmişte kalmış (ya da geçmişte kalması gereken) karşısında bu yeni mimarlığa eklemlenmeliydi. Beton tam da böyle bir haleti ruhiye içinde modern mimarlığın temel malzemesi oldu. Bu şekli ile sadece bir malzeme değil yeni olanın yüceltilmesine eklenen bir halka daha idi. Bu açıdan bakıldığında betonun, mimarlıkta yenilik ideolojisinin bu sefer malzeme alanındaki baş aktörlerinden biri haline gelmesine şaşmamak gerekli.

Bir malzemenin bir ideolojiyi nasıl temsil edebildiğini daha iyi anlamak için Türkiye tarihinden bir örnek vermek çarpıcı olacaktır. Osmanlı geleneğinden kopup yeni bir ulus devlet kurma çabasındaki genç cumhuriyetin tercihi modern mimarlıktan yana olmuştur. Bu tercihle beraber onun doğal bir uzantısı olarak görülen beton da, Türkiye açısından düşünüldüğünde, o dönemin koşulları içinde aslında hiç de kolay, ucuz, bilindik bir malzeme olmamasına rağmen sorgulanmadan kabul görmüştür. Ankara’nın yeni bir başkent olarak inşasında henüz bir beton endüstrisi olmamasına rağmen Anadolu’nun mevcut yapım sistemleri gözardı edilmiş ve gerekirse en iptidai koşullarda bile beton üretimine ağırlık verilmiştir.

Ancak modern mimarlığın yenilik vizyonu yüzyılın ortalarına doğru piyasa ilişkileri içinde kurumsal karşılığını bulmaya başladıkça, beton da bu naif ideolojik bakışa eşlik eden bir malzeme olmaktan çıkıp yapı endüstrisinin dinoması haline gelmiştir. Sermaye birikimi yapı endüstrisini, mekan üretiminin diğer aktörlerini ve bilgisini yeniden tanımlamaya zorlamıştır. Bugün mevcut imar yasalarının, adı doğrudan anılmasa da, tarif ettiği konsol çıkma mesafesi ile doğrudan betonarme sistemi tarif ettiği ortadadır. Mimarlık eğitimi yine doğrudan betonarme sistem üzerine kuruludur. Çizilen okul projelerinin köşelerine hemen birer kolon yerleştirme eğilimi yine böyle bir ön kabulün göstergesidir. Bir de buna ne şekilde yapılırsa yapılsın bir şekilde, en azından o an için ayakta durabilmesinin pragmatizmi eklenince yapılı fiziksel çevrenin “betonlaşması” kaçınılmaz olmuştur.

Bugün bir çok alternatif, ucuz, daha uzun ömürlü malzeme varken betonun sektör tarafından desteklenmesi, diğer malzemeler üzerine araştırma yapılmazken sürekli betonun özelliklerini arttırmak için büyük paralar harcanmasının arkasında yukarıda anlatmaya çalıştığım bir tarihsel ve ideolojik yük vardır. Bu yük üzerine düşünmedikçe ucuz “kentlerimiz beton yığınına döndü” nidalarından kurtulamayağımız ortada.

Kaynak: Mekanar

Konuyu Paylaş! Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş